Yaratılışın Sonsuz Dansı
'' Dönmek ''
Emel Keskinkılıç

Eğer bir atomu kesersen, ortasında bir güneş, güneş etrafında da durmadan dönen gezegenler bulursun. Mevlâna

Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır. (Bakara,115)

Çocukken en sevdiğim şey dönmekti. Annemin, "Dönme kızım başın dönecek!" uyarılarına rağmen yine de dönmeye devam ederdim. Annem dönmemem konusundaki ısrarını sürdürürken ben evimizin duvarındaki tabloda dönerken resmedilmiş olan Mevlevileri işaret edip;

-  Anne bak onlar da dönüyor, ben niye dönmeyeyim ki?

-  Onları televizyonda da görmüştüm, dönüyorlardı.
Ben neden dönmeyeyim ki?

Dönmek bana göremediğim ancak parmaklarımın arasından kayıp geçen havanın varlığım hissettirirdi. Ben göremiyordum ama o vardı ve dönerken ben kendimi o göremediğim ama var olduğundan emin olduğum havanın içinde bir parça gibi hissederdim, dönerken ben de hava olurdum. Hava benim nazarımda boşluktu, içinde hiçbir şey yoktu ve ben de kendimi boşluğun içindeki boşluk gibi hissederdim. Hafif ve tasasız, hava gibi sınırsız...

Demek ki Mevleviler de benim gibi hissediyor ve bu yüzden dönüyorlar diye düşünürdüm. Mevlâna ismini de ilk kez o zamanlar duydum. Giyiminden ve başında taşıdığı büyük şapkasından onun sadece din adamı olduğunu düşünürdüm. Ta ki yıllar sonra bilimsel alanda eğitim görüp, kuantum fiziği dalında derin araştırmalar yapana dek...

Her şey dönüyor!

Biraz büyüyüp okula başlayınca atomdaki elektronların çekirdek etrafında ve dünyanın da güneş etrafında döndüğünü öğrendim ve bu bende çok sevdiğim dönme hareketinin evrende gerçekten de önemli bir hareket olduğu izlenimini uyandırmaya başladı. Atom gözle görülemeyecek kadar küçük bir tanecikti. Güneş ve onun etrafında dönen gezegenlerin oluşturduğu güneş sistemleri ise çok büyüktü. Biri mikrokozmos diğeri makrokozmos öğesi olmasına rağmen aynı hareketi yapıyorlardı, ikisi de dönüyordu.

Elektronlar hem kendi çevresinde hem de çekirdek çevresinde dönüyor, uydular ait oldukları gezegenin çevresinde dönüyor, gezegenler hem kendi çevrelerinde hem de uydularıyla birlikte ait oldukları güneşin çevresinde dönüyor. Güneşler ise tüm ailesi ile birlikte Samanyolu galaksisinin çevresinde dönüyor. Mikrodan makroya her şey dönüyor, tüm boyutlarıyla evren dönüyor. Her şey birbirinin etrafında dönüyor, sanki yaratılış kozmik dansmı dönerek sürdürüyor.

Neden Dönüyorlar?

Evrende durağanlık yoktur, her şey hareket halindedir.

Canlılık bu yüzdendir ve evrende canlı cansız ayırımı sadece bir illüzyondan ibarettir. En küçük hücreden tutun da en küçük atoma kadar her şey bilinç taşır. Her hücre kendi solunum, boşaltım, sindirim ve üretim gibi tüm fonksiyonlarını yürütecek bilinçtedir. Tek hücreli organizma bile oldukça gelişmiş bir yaşam biçimi sayılır.

Tüm madde yapıcı yönde hareket eden bir yaşam gücüne ya da bir çeşit zekaya sahiptir. Her hücrenin düşündüğünü söyleyen ilk kişi Edison olmuştur.
En küçük atomlar uygun şartlar olduğunda birbiriyle ne zaman tepkimeye gireceklerini bilirler. Şu anda çevremizde gördüğümüz bize yaşantımızı sürdürebilmemiz için her türlü somut imkanı sunarlar.

Var olan her şey sürekli kinetik bir süreklilik içindedir. Mikrokozmostan makrokozmosa var olan her şey sürekli titreşir. Titreşimler her nesnede, hayvanda, insanda hatta atmosferde bile bulunur.

Titreşim hareketinin bir diğer görüntüsü de döngüsel harekettir. Bir şeyin titreşmesi demek aynı zamanda döngüsel eylem yapması demektir. Bu döngüsel hareket en küçük sistemler olan atomlardan güneş sistemlerine kadar her düzeyde süreklilik gösterir.

Mikrokozmostaki Döngüsel Hareket

Atomda elektronlar 9,10x10 -28 gramlık mini minnacık kütleleriyle hem kendi çevrelerinde hem de çekirdek çevresinde saniyede 100.000 km. hızla dönerler. Hem de birbirleriyle hiç çarpışmadan...

Elektronların enerjileri oldukça yoğundur. Bizler yerimizde sakin sakin oturduğumuzu zannedelim, yapımızdaki elektronlar birkaç saniyede dünyayı turlarlar.

Elektronların atom çekirdeği etrafındaki dönüşlerinin sebebi sahip oldukları bu yoğun enerjidir. Elektronlar kendi minik evrenlerinde dönerler dönmesine ama, o kadar da özgür oldukları söylenemez. Çekirdek içinde onlara etki eden kuvvetler de vardır ve bu kuvvetlerin en önemlisi elektromanyetik kuvvettir. Elektron, sahip olduğu eksi elektrik yükü nedeni ile, artı yüklü çekirdeğin çevresinde hiç durmadan dönerken ortaya bir merkezkaç kuvveti çıkar.

Bu kuvvet elektromanyetik kuvvet ile dengelenir ve böylelikle elektron yörüngesinde kalır. Hiçbir yere kaçamaz. Ayrıca bu elektromanyetik kuvvet öyle hassas bir değere sahiptir ki hem elektronların çekirdeğe yapışmalarını önler, hem de çekirdekten tamamen uzaklaşmalarını engeller.
Peki atomdaki onca elektron nasıl oluyor da birbiriyle hiç çarpışmadan dönebiliyorlar?

Bunun nedeninin elektronların eksi yüklü olması ve dolayısıyla birbirilerini itmeleri olduğu kabul edilir.

Ama bu tek sebep değildir. Buna bir başka etken de onların "kuantum sayıları" ile tanımlanmış özel yapılarıdır. Bu kuantum sayıları arasında "spin" denilen bir sayı bulunur. Kuantum spin sayısı en küçük yörüngeyi iki elektronla sınırlar ve sonradan gelen bir elektronu kabul etmediği için üçüncü elektron bir üst yörüngeye girer.

Bir atomda elektronlar en fazla 7 yörüngeye dağılabilir. Evreni oluşturan tüm moleküller atomun içindeki farklı yörüngeler sayesinde meydana gelir. Renkler de yine elektronların çeşitli enerji düzeyleri arasındaki sıçrayışları sonucunda oluşur. Doğadaki renk çeşitliliği bu şekilde olur.

Elektron dönmeseydi ne olurdu?

Eğer elektron dönmeseydi, lafı uzatmadan söyleyeyim; siz zaten bu kitabı okuyamıyor olurdunuz.

Eğer elektron çekirdek etrafında dönmeseydi atomlar arası boşluk ortadan kalkardı. Atomlar arası boşluk ortadan kalkınca da gezegen nohut tanesi kadar kalırdı. Yine elektronlar yörüngesinden kaçıp uzaya saçılsaydı, kozmik materyal tamamen dağılıp giderdi. Tüm evren boşlukta uçuşan, proton, nötron ve elektronlardan ibaret olurdu.

Elektronların kütleleri aynı olmasına rağmen birbirinden farklı yörüngelerde bulunurlar ve hızla dönerken birbirleriyle asla çarpışmazlar. Elektronların maruz kaldığı birtakım kuvvetler vardır. Bu kuvvetler çok hassas biçimde ayarlanmıştır. Aynı elektrik yükleri birbirini iterken zıt yükler birbirlerini çeker. Ama eksi yüklü elektronlar çekirdek etrafında dönerken itme kuvveti dengelenir.

Çekirdek artı yüke sahip olduğu için eksi yüke sahip olan elektronları kendi üzerine çekmesi gerektiği düşünülebilir. Eğer böyle bir durum olsaydı elektronlar çekirdeğe yapışık kalıp atom kendi içine çökerdi. Bu nedenledir ki, atoma etki eden bu kuvvetlerden tek bir tanesinin, olması gerekenden biraz daha fazla veya biraz daha az olması atomun hiçbir zaman var olmamasına neden olurdu. Atomun olmadığı ortamda ise kainat ya da kozmos denilen bir şeyden bahsetmek mümkün olamazdı.

Buradan anlaşılıyor ki makrokozmosun yapıtaşını oluşturan mikrokozmik düzenin kaynağı dönme hareketidir.

Dünya dönmeseydi ne olurdu?

Şimdi merceğimizi mikrokozmostan çekip makrokozmos dünyaya çevirelim.
Bizler dönen bir dünyada yaşasak da dönme olayını hissetmeyiz, dünya bize yerinde duruyormuş gibi görünür. Çünkü dünya dönerken atmosfer de ona paralel olarak döner. Ancak dünya dönme hareketine son verip durduğu an dönüş hızının üzerimizdeki etkisini en şiddetli haliyle hissetmeye başlarız. Dünyanın durması en korkunç senaryolara bile taş çıkartacak türdendir.
Dünya durup atmosfer dönmeye devam etseydi, hortum etkisi yaratarak dünyadaki her şeyi uzaya uçururdu. Bu demek oluyor ki yeryüzünün tüm sakinleri kayalar, topraklar, ağaçlar, binalar, hayvanlar ve tabii insanlar bu hızın etkisiyle atmosfere doğru savrulurdu. ve hayat olmazdı.

Yeryüzü birbirinden farklı uzaklıklarda bulunan 7 ana kıtaya sahiptir. (7 sayısı burada da karşımıza çıkıyor) Bu kıtaların birbirinden bağımsız olup yeryüzündeki görsel estetiği ve dengeyi yaratması yine bu dönme hareketinin bir sonucudur. Çünkü dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi bir merkezkaç kuvveti yaratır.

Yeryüzündeki suyun yani okyanus ve denizlerin yeryüzündeki dağılımını belirleyen de bu merkezkaç kuvvetidir. Merkezkaç kuvvetiyle suların önemli bir bölümü ekvatora doğru itilir. Dünyanın durması sonucunda merkezkaç kuvvetinin ortadan kalkmasıyla dünyanın dörtte üçünü oluşturan suyun büyük bir bölümü kuzey ve güney kutuplarında birikecektir. Bunun sonucunda 7 kıta gezegenin ortasında tek bir kara parçası hâline gelecektir. Amerika ülke topraklarının yarısını suya teslim ederken, Rusya ve Kanada su altı ülkelerine dönüşecek, Türkiye'de bu durumdan payını alacak Marmara ve İstanbul'un tamamı haritadan silinecektir.

Dünya durup güneş dönmeye devam etseydi, dünyanın bir tarafı aydınlığa boğulurken, diğer tarafı karanlığa gömülürdü. Mevsimler de oluşmazdı.
Aniden meydana gelen ısı değişimi, rüzgar dağılımının olumsuz yönde değişimi ve radyasyon dengesinin bozulması da dünyanın durması hâlinde başımıza gelecek olan diğer felaketler arasmdadır.

Kainatta her şeyin birbiriyle sonsuz bağlantısını düşünürsek mikrokozmos dünyada yaşanacaklar elbette tüm kozmosun dengesini etkileyecekti. Dünya dursaydı, bu dönüş hâlinde olan diğer gök cisimlerini de etkileyerek, diğer gezegenlerde de benzer değişimlere yol açacaktı.

Uzun lafın kısası dünya dursaydı, dünyadaki hayat da dururdu kainat çarkı da...

Dönmek önemli!

Kısacası dönmek tüm enerjilerin dengesini sağlar. Doğada inanılmaz bir denge yaratarak dünya üzerindeki canlılara yaşam koşulları sunar. Eğer mikro kozmik ve makro kozmik materyaller birbiri etrafında dönmeseydi, zaten kozmik materyal diye bir şeyden söz edilemezdi.

Kozmosun bu döngüsel işleyişi insanı hayretler içinde bırakırken evrendeki en temel hareketin dönme olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü zaman ve mekanın doğum anı olarak kabul edilen Big Bang (Büyük Patlama) ile atom altı parçacıklar, etrafa saçıldığında ilk yaptıkları hareket yine dönme idi. Büyük patlamadan sonra bu minik partiküller döne döne daha büyük sistemleri- gezegen, güneş, yıldız, vs. meydana getirdiler. Bu makro moleküller de işleyişi bozmayıp aynı şekilde kendi sistemlerinin varlığını dönerek sürdürmeye başladılar. Zaten bu oluşumların yuvarlak ya da elips biçiminde olmalarının nedeni de bu dönme hareketine bağlanır.

Daire ve Spiral

Doğada dönme hareketi yapan daha birçok unsurla karşılaşabiliriz. Örümcek ağını döne döne örer, bazı bitkiler dönerek yapılanır. (Şekil 31)

Sinir hücreleri ve hayvan boynuzları da spiral yapıdaki biçimlerini dönerek elde ederler. İnsandaki çakralar da girdap gibi sürekli bir dönüş halindedir. Ley noktalarındaki vorteks noktalarında da enerjisel bir dönüş vardır. Hortumlar döner, su da girdap formunda döner...

Dönmenin sonucunda da karşımıza spiral, sarmal ve dairevi yapılar çıkar. Spiral yapıları galaksilerde de gözlüyoruz. Ve yine güneş sistemimizin bağlı olduğu Samanyolu Galaksisi de yine spiral bir galaksidir. (Şekil 32)


Doğada sürekli karşılaştığımız bu spiral yapılar mikro ve makro arasındaki benzerliğe yine büyük bir örnek teşkil eder ve her şeyin benzer bir formüle göre hareket ettiği gerçeğinin bir başka tezahürüdür.

Çok akıllı bir yaşam formu olan su akışkan yapısıyla, sarmal şekilde hareket eder, hiçbir zaman lineer (doğrusal) değildir.

Yumuşakçaların pek çoğunun sahip olduğu kabuk logaritmik spiral şeklinde büyür ve bu onlar için en ideal büyüme şeklidir. Bazı bilim adamları bu canlıları "ilkel" olarak nitelendirir. Ancak bunlar, logaritmik spiral bir yana, en basit matematik işleminden bile habersizken bu şeklin kendileri için en ideal form olduğunu bilircesine inşa ederler. (Şekil 33)

Hayvanlar dünyasında sarmal formda büyüme sadece yumuşakçaların kabukları ile sınırlı değildir. Özellikle antilop, yaban keçisi, koç gibi hayvanların boynuzları gelişimlerini altın oran içeren sarmallar şeklinde tamamlarlar.
Örümcekler ağlarını spiral biçimde örerler. (Şekil 34) Bugün fosil hâlinde bulunan amonitler de logaritmik sarmal şeklinde gelişen kabuklar taşırlar.
Spiral yapı canlılara hem birçok özellik kazandırır, hem de fayda sağlar. Her şeyden önce bu spiral yapıların çoğu galaksiler de dahil altın oran içerir. Bu spiral yapılar ve matematiksel düzen bitkilere canlılık ve ışığı alma kapasitesi sağlar. Sarmal şeklinde büyüyen kabuklular için spiral yapı onlara en uygun büyüme imkanı sunar.

Araştırmalar sarmal biçimindeki DNA'nın geometrik biçim itibariyle biyofoton ışığını depolamaya elverişli olduğunu göstermiştir. Morfogenez, büyüme ve yenilenme gibi süreçler açısından biyofoton alanı çok önemlidir.

Bildiğimiz gibi anne karnındaki bebeğin göbek kordonu bebeğin gelişiminde hayati bir rol oynar; bebeğe oksijen ile besin götürür ve atık maddeleri taşır. Göbek kordonunun bir ucu plasentaya, diğer ucu da bebeğin göbeğine bağlıdır.
İlginçtir ki; göbek kordonunun içinde bulunan üç damar da yine birbirine spiral şeklinde dolanmıştır. Bu damarlardan en geniş olanı plasentadan bebeğe besin ve oksijen taşırken, daha dar yapıdaki diğer iki damar da bebekten toplanan atık maddeleri plasentaya taşımakla yükümlüdür. Yine böyle hayati bir role sahip olan bu damarların bu önemli işlevi yürütebilmelerini yine spiral şekildeki dolanmalarına atfedebiliriz sanırım. Ağacın içinde de iç içe geçmiş halkalara rastlarız. (Şekil 35)

İşitme ve denge organımız da altın orana uyan spiral yapıdadır. Parmak izimiz de spiral şeklindedir.

Bilim adamları laboratuvarda suni protein üretimi üzerinde çalışırken spiral şeklinin proteinler için de en uygun yapı olduğunun sonucuna varmışlardır.

Bir sembol olarak spiral ve daire

Sembolizm evrensel bir dildir. Sembol kelimesinin sözlük anlamına baktığımızda "daha soyut bir şeyi anlatmaya yarayan daha somut şey" (işaretler) ifadesiyle karşılaşırız. Burada soyut sözcüğü ile evrensel yasalar ve bilgiler kastedilir.

Kadim uygarlıklar zamanında sembolizmi bir bilim olarak kullanmışlar. Hakikatleri ve evrensel bilgileri sembolizm sayesinde basitleştirmiş ve anlaşılır kılmışlardır. Yeni nesillere aktarmak istedikleri bilgiler için de hep sembolizme başvurmuşlardır.

İnsanoğlu sembolleri doğadan öğrenmiştir. Çünkü doğadaki canlı ve cansız gibi görünen birçok şey aslında kutsal sayılan kavramların ilahi bir sembolüdür. Buna spiraller de dahildir ve spiral sembolü doğadaki en popüler sembollerden biridir. Spiraller, hemen hemen her kültürde yer almışlardır. Eski anıtlarda heykellerde ya da hiyerogliflerde spiral sembolü sıkça karşımıza çıkar. (Şekil 36)

Spiraller Mısır hiyerogliflerinde, Uygurlarda ve diğer pek çok tradisyonlarda kullanılmıştır. Sarmal ve spiral şekiller sonsuzluğun sembolüdür. Sarmal yeri ve göğü birbirine bağlar.

Sembollerin tarihi çok eskidir, insanlıkla birlikte ortaya çıkmıştır. Semboller ruhsal tebliğler sayesinde insanlığa aktarılmıştır. Doğadaki sembolizme işaret ederek, fizik ötesi âlemin gerçekleri ve yasaları sembollerle aktarılmıştır. Sembollerin bizim dünyamızdaki unsurların sembol olarak kullanılması aynı zamanda şu gerçeği de açığa vurur: Görünen âlem görünmez âlemin benzeridir.

Görünmez âlemin soyut kavramları, görünen (maddi) âlemin somut kavramlarıyla açıklanmaya çalışılır. Aslında insan varlığı olarak bizler kendi içimizde tüm gerçeklerin bilgisine sahibiz. Doğa da bize kendi içimizdeki bu gerçekleri hatırlamamız konusunda ayna tutar. Bu yüzden doğayı okumak, evreni okumaktır...

Şimdi konumuzun mimarı olan spiralin eski tradisyonlarda ki anlamına tekrar göz atarsak spiral, ilahi kelâmın, sonsuzluğun, gelişmenin ve büyümenin sembolüdür. Ruhsal gelişim ve yükseliş yine spiral sembolü ile ifade edilir. Spiralde merkezi bir başlangıç noktasından dairesel biçimde periyodik olarak "döne döne" genişleyen halkalar mevcuttur. Her halka bir idrak düzeyini temsil eder. Dairelerden hiç birisi bir diğeriyle özdeş değildir, her halka bir öncekinden daha geniş olur. Benzer şekilde yükseliş yolundaki bir bilincin de idrak alanı sürekli genişler.

Spiralde dairelerin hiçbirinin bir diğeriyle özdeş olmaması yaratılıştaki hiyerarşinin de bir özelliğini vurgular. Yaratılışı meydana getiren tüm hiyerarşilerde bir üst bir alttan daha yüksek bir frekansa ve bilince sahiptir. Bu yüzden bir altını gözetir ve onun ruhsal büyümesine yardımcı olur. Sözgelimi, biz dünyada yaşıyorsak bizden bir üst boyuttaki varlıklar tarafından sürekli gözetleniriz ve ihtiyacımız olduğunda hazır olduğumuz ölçüde çeşitli yardımlar alırız.

Peru'daki Nazka düzlüğünde sadece uçaktan bakıldığında görülebilen şekillerden biri de spiraldir. (Şekil 37)

Ekin çemberleri

Doğada spiral şeklin rastlandığı bir diğer fenomen de "Mısır tarlalarındaki daireler" dir. Bu şekilleri kimin yaptığı henüz bulunamamıştır.Kutsal geometri yasalarına uygun olmaları, tekrar eden görüntüleri sebebiyle tesadüf eseri olduklarını kabul etmek zor görünmektedir. (Şekil 38)

"Dönerek Yaratılış" Efsânesi

Dönme, yaşamı öne çıkarmanın da bir sembolüdür. Yaşamın dönerek var olduğuna dair eski toplumların geleneklerinde birçok efsane vardır.
Eski Mısır mitlerine göre dönmek materyalizasyonu yani maddeye geçişi simgeler. Buna göre, evrendeki maddesel formların oluşumu spiral kuvvetlerin etkileşimi ile gerçekleşmiştir. Maddeye biçim veren, onu görünür ve elle tutulur kaba maddeye dönüştüren de güçlerin spiral biçimde etkileşimidir.
İlginçtir ki en az 10.000 yıl sonra fiziğin dahisi Nikola Tesla da tüm maddesel oluşumun eterik girdaplardan oluştuğunu, hatta gezegenlerin ve kozmosun eterin (akaşanın) spiral şeklinde dönmesinin sonucunda var olduğunu iddia etmiştir. Buradan yola çıkarak dönmenin aslında fiziksel yaratılışın kaynağı olduğunu söyleyebiliriz.

Gerek İbrani tradisyonu gerekse de Kabala'ya göre spiral sembolü evrenin oluşum sürecini ifade eder. Işık bir noktadan başlayıp, bu merkez etrafında spiral hareketler yaparak evreni meydana getirmiştir. Her bir dolanımda farklı titreşimlere sahip olan kozmik planlar ortaya çıkmış ve farklı hiyerarşiler de bu şekilde meydana gelmiştir.


Dogon Kozmogonisinde de yaratılışa ilişkin şöyle bir efsane vardır:

Tanrı Amma 14 defa döndü. Her dönüşünde birbirine yapışık bir Gök ve bir Yer yarattı. Böylece, uzaya spiral şekli verdi; dönerek ve dans ederek, âlemin tüm spiral çizen yıldız âlemlerini meydana getirdi.

Dogon tradisyonunda Sirius-B yıldızının dolanımı da spiral hareketle betimlenmiştir. Dogonların bu iddiası yıllar sonra bilim dünyası tarafından doğrulanmıştır.

Devamı için kitaba ulaşınız.

( Tanrı İnsanda Uyur İnsanda Uyanır - Emel Keskinkılıç )

ÖZET BAŞLIKLARI

Önsöz / Mikrokozmos ve Makrokozmos / İnsanın Kozmostaki Yeri / Makro ve Mikroda 7'nin Gizemi / Mikro ve Makrokozmosun Enerji Bedeni / Yaratılışın Sonsuz Dansı - Dönmek / Ezoterizmde Sayılar / Holografik Beyin / Holografik Varoluş