|
Piramit Enerjisi Araştırmaları
Bilim Araştırma Grubu

Piramit kelimesi Grekçe ateş anlamına gelen “piro” ile merkezde anlamına gelen “amid” kelimelerinden oluşuyor. Ateş kadim öğretilerden hayatın tümünü işba eden evrensel hayat gücü olarak tanımlanırdı. Dolayısıyla piramit yani merkezdeki ateş, biyokozmik enerjinin ta kendisidir.
Bill Schul (Araştırmacı Yazar)

P.Flanagan ve Piramit Enerji Üreteci
Piramitle ilgili enerji olgusunu tezahür ve fenomenlerini tümüyle belirlemek için kullanılan piramit etkisi veya piramit gücü ifadelerine her yerde rastlarsak Dr.G. Patrick Flanagan’ın adını da aynı kaynakta göreceğimize emin olabiliriz. Çünkü piramit gücü araştırmacıları arasında en ön sırayı yaptığı olağanüstü pratik çalışmalar ve ortaya koyduğu çarpıcı teorik sonuçlarla bu daha genç tutmaktadır.
Aynı zamanda bir mucit olan ve bilimin her dalıyla ilgilenen Flanagan2ın piramit etkisiyle ilgili çalışmaları ile düşüncelerinin bir özeti aşağıda yer almaktadır:
“1971 yılında şimdi bir piramit enerji üreteci olarak bilinen düzeneğin ilk modelini yapmıştım. Bu ilk model 3*3 lük bir ızgara halinde düzenlenmiş ve tabanı 15cm. olan alüminyum piramitlerden oluşuyordu. Bu piramitlerin ahenkli deseni bana görmüş olduğum ve hepsi de belirli dalga boyu aralıklarında yerleştirilmiş olan mikrodalga anten desenlerini hatırlattı. Ahenkli ızgara düzeni piramit tepe noktalarını muntazam birçoklu dalga boylarının aralıklarına eşit mesafelerde yerleştirilmiş oluyordu. Daha önceden dünyanın yüksek voltajlı iyonosfer alanının büyük piramidin enerjisi üzerindeki etkisini fark etmiş olduğumdan piramitlerin altına ve tepe noktalarının 10-15cm kadar yukarısına birer metal levha yerleştirmek suretiyle bir alan yaratım. Sonra levhaları yüksek voltajlı bir doğru akım güç kaynağıyla irtibatlandırdım. Metre başına 100.000 voltu aşkın bir potansiyel eğimi yatarmış. Bu dünyanınkinden 1000misli olan bir alandı. Söz konusu piramit üretecini bir vakum içerisine koyarak Kirlian fotoğrafını çekmek mümkün oldu. Vakumun dışından yüksek voltaj verdiğimizde enerji alanları aydınlandı. Bu orijinal piramit enerji üretecinin çizimi 1971 yılında verdiğim doktora tezimde yayımlanmıştır.”
Flanagan’ın piramit üretecinin tepe noktalarından neşrolan enerjinin kirlian tekniğini kullanarak tespit ettiği görüntüsünden de anlaşılacağı üzere piramidin dışında gözlemlenen enerji etkisi içteki etki kadar belirgindir. Flanagan evindeki küçük bir masayı enerji üreteçleriyle kaplamıştır. Üreteçlerin üzerine içi meyve dolu bir tabak yerleştirdiğinde mevalar çok uzun bir süre tazeliklerini korumaktadırlar. Flanagan’a göre taze meyve ve sebze kutularını piramit üreteçlerinden oluşan tabakalar arasına kat kat yerleştirmek suretiyle masraflı olan frigofrik taşımacılığına ihtiyaç duyulmaksızın uzak mesafelere nakletmek mümkün olabilir. Acaba piramit etkisine yol açan nedir? Flanagan piramit enerjisinin maddenin “di-elektrik” özelliklerini değişime uğrattığından emindir. Kendisi di-elektrik enerjisinin bir cismin yüzeyindeki elektrik yükünün bir yansıması olduğunu ileri sürmektedir.
Falanagan Michaell Faraday’ın tecrit edilmiş bir cisim üzerindeki elektrik yükü dağılımını göstermek için koni biçimindeki bir ipek torbayla yaptığı klasik deneye dikkatimizi çeker: “Faraday ipek torbaya statik elektrikle yüklenmiş ve tüm yükü koninin dış çevresinde topladığını iç kısmında hiçbir yükün olmadığını görmüştü. Torbayı ters yüz ettiğinde elektrik yükü bu kez de dışarıya aktarılmış ve bu kez de içerde hiçbir yük kalmamıştı. Bundan varılacak olan sonuç şudur ki tüm statik tük bir cismin yüzeyinde bulunur.” Buradan yola çıkan Flanagan bir piramidin yüzeyinde yüzey yüklerinin dağılımının tepe noktasında bir güç yoğunlaşmasına yol açtığını tespit etmiştir.
Elektronik Diferensiyal Termometresi adlı bir cihaz geliştiren Flanagan bununla iki sonda derecesi arasındaki ufacık ısı farklarını tayin edebilmektedir. Bu ve geliştirdiği daha başka ölçüm cihazlarını kullanan Flanagan alışılmışın ötesindeki piramit enerjisinin kesin mahiyetini yaklaşık olarak tespit edebildiğini ileri sürmektedir: “bir piramidin ihtiva ettiği enerji mevsime, hava şartlarına, ayın içinde bulunduğu safhaya, günün hangi saatinde bulunulduğu hususuna ve çevredeki iyonların polaritesi ile niceliğine göre değişiklik gösterir. Piramit modelleriyle yapılan deneylerin başarılı olup olmaması çevre şartlarının karmaşık düzenine balı olmasından başka bir dereceye kadar zihin tarafından etkilenir. Piramit etkileri açısından en önemli iki faktör piramidin manyetik kuzeye bakacak şekilde hizalanması ve atmosferik elektrikiyetin serbest iyonlar bakımından polaritesi ve niceliğidir.”
Tehlikeli olan türden ozon neşretmeyen negatif bir iyon üreteci geliştiren Flanagan atmosferdeki negatif iyon yüklü partiküllerin beşerler için yararlı olan bir fizik etkisi olduğunu belirtmektedir. Araştırmaları sırasında atmosferdeki negatif iyon miktarının artışına paralel olarak piramit formunun içinde ve yukarısında bir enerji artışına rastlayan Flanagan bu ısı değişimiyle iyon neşriyatıyla birlikte olan bir elektrik alanını kullanmak suretiyle akkor halindeki çeliği binlerce derece birden düşürerek aniden soğutan teknolojik uygulama arasında bir ilişki görmektedir. Flanagan’a göre bir piramit formunu çevreleyen doğal iyon plazması piramit enerjisinin en önemli unsurunu oluşturur. Piramidin manyetik alanının odaklanma etkisi ona göre sadece tali önemi haizdir.
Flanagan elektrik yükünün pozitif ve negatif nötr ve sıfır olabileceğin hatırlatmakta ve şöyle demektedir: “dünyanın kendisi 400.000 voltluk iyonosfere göre negatif yüklü olan devasa bir küredir. Dünyanın yüzeyi negatif merkezi de sıfır yükü haizdir. İç kızmı ise binlerce derecelik muazzam bir sıcaklığa sahiptir. Peki bu ısı nereden gelmektedir ki? Nitekim bir piramidin de içi dışından daha sıcaktır. Ve buda yük ile sıfır yük arasındaki farklılıktan ötürüdür. Bu enerji akımının gravitasyonla ve mahiyeti açıklanmamış olan diğer bazı fenomenlerle ilişkilendirebiliriz.” Flanagan’a göe bir piramit formu, iç kısmında bir elektrik vakumu yaratır; ancak bunun bir enerji alanı vakumu olması gerekmez.
Hayat enerjisi alanlarını araştırmış olan Dr. Otto Brunler hayat enerjisine “di- elektrik biyokozmik enerji” demişti. Di-elektrik enerjisi piramitteki Faraday etkisinin bir sonucudur. Bu insan bedeninin ısı etkilerini bir dereceye kadar açıklayabilir. Flanagan bu konuda şunları söylemektedir: “bedeninin yüzeyindeki voltajların tespiti Yale Üniversitesinden Dr. Harold Burr’ün 30 yıl süreyle üzerinde çalıştığı bir konuydu. “the Fields Of Life” adlı kitabı bulgularından bir kısmını ihtiva eder. Örneğin derinin yüzeyindeki voltaj alanlarını ölçmek suretiyle çeşitli hastalıkları meydana gelemezden önce tespit edebiliyordu. Bedenin yüzeyindeki akupunktur noktalarıyla aynı yerlere düşen voltajların ölçümü bedenin iç kısmındaki dielektirk enerji fonksiyonlarının direkt bir yansımasıdır. Bu olgu ilk kez iyonların manyetik alanların ışığın engin ve diğer enerjilerin insan bedeni üzerindeki etkilerine ilişkin olarak yapılan keşiflerden bazılarını açıklamaktadır.”
Flanagan ayrıca beyindeki ve bedenin iç kısmındaki boşlukların di-elektrik enerjisi toplayıcıları olduklarından emindir: “beden yüzeyinin üstendeki ve yukarısındaki elektrik karşıtlar iç kısmındaki dielektrik alanlarının yansımalarıdırlar. Bu içi boş olan ve çevresinde yüklü atmosfer bulunan herhangi bir objenin iç kısmı için de geçerlidir. Araştırmalarıma göre di-elektrik alanının biçimi onun fonksiyonlarından bazılarını belirler. Bu hususu piramidin diğer formlarına göre etkilerini açıklamaktadır. Elektrostatik yüklerin ve iyonların haricinde pek az enerjiyle ısının değişmesi fenomeni modern teknoloji tarafından ciddi bir şekilde incelenmeyi beklemektedir. Di-elektrik enerji denilebilir ki, en az yüklü olan alanlara akmakta ve anlaşıldığı kadarıyla da negatif entropiye yol açmaktadır. En az yüklü olan alanlara akma özelliği di-elektriğin tahta plastik ve ipek gibi organik tecrit maddelerinde neden biriktiğini açıklamaktadır. İşte bu sebepten dolayı da geliştirdiğim piramit üreteçlerinin su üzerinde ölçülebilecek kadar büyük bir etkisi vardır.”
Aşağıda yazar araştırmacı Brad Steiger’in Dr. G. Patrick Flanaganla yaptığı ilginç bir röportaj yer almaktadır:
Piramit gücü alanında en önde gelen araştırmacılardan olan Dr. Patrick Flanagan piramit enerjisini uygulamak suretiyle hemen hemen tüm hastalıkları ortadan kaldırabileceğimize, kirlenmiş olan havayı ve suyu temizleyebileceğimize ve beşer hayatını yüzlerce yıl daha uzatabileceğimize inanmaktadır. Flanagan on bir yaşından beri bilimin gizemlerini keşfe çalışmaktadır. Henüz on yedi yaşındayken kulağı hesaba katmadan sesleri doğrudan beyne nakletmek suretiyle sağırların işitmesini saplayan Neurophone adındaki bir elektronik işitme cihazını icat ederek ülke çağında bir üne kavuşmuştur.
Falanagan’la 1971 li yılların başında Honolulu’da tanıştım. O zamanlar portatif bir meditasyon cihazı olarak inşa ettiği büyük bir plastik piramit içinde meditasyon yapmamı önermişti. O günden bu yana piramit enerjileriyle ilgili araştırma programını oldukça genişletmiş konu hakkında kitaplar yazmış, Plasmonic Sensor gibi cihazlar pazarlamış ve çeşitli bedeni enerji alanlarını daha yüksek şuur alanlarına dönüştürme çalışmaları yapan atölyeler kurmuştur. Sonunda piramitler ufolar ve beşerin bilgisi hakkındaki fikirlerine ilişkin olarak kendisiyle bir röportaj yapmaya karar verdim.
Falanagan söze şöyle başladı: “piramit gücünün ötesi” adlı yeni kitabımda Nasanın patent almak için yaptığı müracaatla ilgili bir belgeyi yayımladım. Bu müracaat belgesinde piramidin veya koninin bilinen en yeterli rastgele polarize olmuş mikrodalga rezonatörü olduğu belirtiliyordu. Bu patent belgesi ile uzaydaki kara deliklerce ve değişik yıldız sistemlerince üretilen mikrodalgalar şeklinde dünyaya yaklaşan kozmik enerjiden söz edilmektedir. Bir piramidi kozmik enerjileri geçiren bir sera olarak mütalaa edebiliriz; hâlbuki alelade bir sera Kızıl ötesi ışınları geçirir. Keşfettiğim şeylerden biri de fiili elektik alanı diye adlandırdığım bir olgudur. Bu elektiriki olarak tespit edilebilen bir elektrik alanıdır. Elektronik ışınının nüfuz edemedi bir Faraday kafesine nüfuz edebilir.
Modern bilimin ünlü öncülerinden biri olan Wiillard Gibbs bu enerjiyi matematiksel olarak ortaya koymuş ve sonra da “eğer bir gün olur da bu enerji keşfedilirse onu denklemlerine dâhil etmeyen matematikçileri utandıracaktır.” Demiştir. Piramit enerjisini ilk kez incelediğimde bunun maji olduğunu düşünmüştüm. Majiyi anlamadığımız olgular olarak tanımlayabiliriz. Anladığımızda bilim haline gelir. Bilimin tümünün komple tarihi majinin bilime dönüştürülmesinden bahseder.
Dolayısıyla yıllardır üzerinde deneyler yürüttüğüm enerji fiili elektronik alan dediğim olgu olmaktadır. Hem bu enerji Yale Üniversitesinden Harold Saxton Buur’n “elektrik benzeri alan” ve ya “canlı organizmaların yüzeyindeki elektrik alanı” dediği enerjinin aynısıdır. Dünyanın her yanından yoğun bir destek gelmektedir. Bir Sovyet bilim adamı piramit gücünün kendisinin “zaman alnı” dediği bir tür elektrik alanı olduğunu söylemektedir. Bu çalışmalar sırasında şunu tespit ettik: bir şahıs manyetik alanla doğru bir şekilde hizalanmış olan bir piramit modelinin içinde oturduğunda bedenindeki akupunktur enerjilerini çoğaltır ve dengeler. Bunu el ayak ve parmaklarındaki akupunktur noktalarını ölçmek suretiyle anlayabiliriz. Bu çok önemli bir husustur. Çünkü birçok kişi bize piramit deneyimlerinin enerjilerini rüyalarının niteliği ile niceliğini vb gibi hususları nasıl arttırdığını anlatan mektuplar yazmaktadırlar. Bütün bunla da akupunktur noktalarını dengesi hakkındaki çin teorisiyle açıklanabilir.
S- Araştırmalarınız piramit deneyimlerinde telkin gücünden Çok daha başka şeylerin söz konusu olduğunu ortaya koymuş mudur?
C- Evet tabi örneğin gözleri örtülen süjelerin başlarının üzerine ya küp şeklinde bir kutu ya da bir piramit geçiriyorduk. Başlarının üzerindeki objeyi hangisi olduğunu bilmiyorlardı. Bir Faraday kafesinin içinde hassas bir elektrometre ve bir antenle bir piramit modelinin içerisindeki bir voltaj alanı değişimini ölçebilirim. Bu tahayyülden de majinin de ötesindedir. Piramit farklı radyo dalgaları frekanslarına göre biçimlendirilmiş olan bir antendir.
S- Sizce piramitleri ilk kez kimler inşa etti?
C- her şeyden önce belirtmeliyim ki piramitleri kimlerin inşa ettiğine dair bir şey söylemem imkansızdır. Bütün firavunlar yaptıkları işlerden gurur duyarlardı. Bu durumda büyük piramidin cesametinden ve yapının gerektirdiği çalışmanın muazzamlığından ötürü şu ya da bu kimsenin ona sahip çıkarak övünmesi gerekirdi. Ama bunu yapan olmamıştır. Piramidin bünyesinde günümüzde kaybolmuş olan bir matematik bilimi saklıdır ki bu bilimin unsurlarından bazıları ancak yakın zamanlarda keşfedildi. Sözgelimi “pi” değeri ancak birkaç yüzyıl önce keşfedilmiştir diye biliriz.
Hâlbuki piramit en az beş bin yıl önce keşfedilmişti. Kanımca piramitleri inşa deneler ileri seviyeden bir bilimsel bilgiye vakıftılar. Örneğin Orta doğuda beş bin yıllık pillerin keşfedilmesi sayesinde artık biliyoruz ki o zaman birileri elektriğin nasıl kullanacağını dahi biliyordu. Sanırım piramit çok ilerlemiş olan hatta mısırlılar dediğimiz halktan çok daha ileri seviyede bulunan bir grup insan tarafından inşa edilmiştir. Onların kim oldukları ve buraya nasıl geldikleri sorusu ise, spekülasyona açık bir husustur.
S- Sizce piramit bir tür filozof taşı yani çözmek için çabalamamız gereken bir tür sembol olarak işlev görmekte midir?
C- Çoğu kez piramidi geçmişten kalıp, büyük bir felaket anında muhtemelen beşeriyeti kurtarabilecek olan keşiflere giden yolu gösteren bir fener olarak tanımlamışımdır. Kanımca piramit yapısının kalıcı niteliğinden ve ayrıca şimdilerde deşifre etmeye çabaladığımız birçok gizemi bünyesinde barındırmasından dolayı sanki ilerde açılmak üzere burada bırakılmış olan bir tür bilgi kapsülü gibi görünmektedir. Piramitler üzerinde yaptığım çalışmalarım birçok ilginç gelişmelere yol açmış bulunmaktadır.
Örneğin yeni bir mahsul uyarım sistemi geliştirdim. Elektro katalitik Tohum Uyarıcısı denilen bu sistemi geçen yıl Indiana’dan Texas’a kadar 25.000 deney arazisi üzerinde denedik. Orta derecede bir çiftçi mahsul üretiminde %30luk bir artış elde etti.
S- Bu bir şekilde piramidin içinde enerji kazandırılan tohumlarla mı yapılıyordu?
C- Evet. Tohuma enerji kazandırıyoruz. Soya fasulyesi, mısır, darı, çavdar, yulaf, buğday ve ayrıca pamuk tohumları üzerinde denedik ve gördük ki rekoltedeki artışlar tüm deneyler için geçerli olmaktadır. Ayrıca Elektrik Alan İletişim Cihazı diye adlandırdığım bir düzenek geliştirdim. Ben bunu herhangi bir empedans olmadan suda veya toprakta belirli bir mesafe ötesine aktarabilirim. Halbuki radyo dalgaları hem Toprak hem de su tarafından aşırı derecede engellenirler.
S- Ve bütün bu geliştirdiğiniz buluşların bir şekilde piramit enerjisini kullandıklarını mı söylüyorsunuz?
C- Evet bilimsel araştırmalarım açısından bulunduğum nokta budur. Araştırmayı sürdürüyorum. Ancak mısıra gittiğimde nelerle karşılaştığımı da anlatmam gerekir sanıyorum. Büyük piramidi ziyaretimden dört ay önce nişanlım Eva Bruce ve ben Bel Air’deki bir köşkte bir tasavvuf mürşidi ile karşılaştık. Her şey onunla başladı. Mürşit parmağını alnımın ortasına koyarak şöyle dedi: ne gelecekten haber veriyorum ne de seni pohpohluyorum. Fakat geleceğini biliyorum. Bir gün sonra Mısıra gideceksin. Orada hayatını büyük ölçüde değiştirecek olan bir olay meydana gelecek. Büyük bir değişikliğe uğrayacaksın. Ertesi gün İstanbul’a dönüyordu.
Ayrılmadan önce ‘söylediklerim doğrudur’ dedi. ‘inansan da inanmasan da bunlar olacak. Çünkü bu senin kaderin’. Nitekim tam iki ay sonra önceden tanımadığım Amerikalı bir iş adamı beni ve nişanlımı Mısıra davet etti. Mısırdayken büyük piramitte bir gece kalabilmek için bir yolunu bulup izin kopardık. 9 Eylül 1974 gecesi saat 11.30 da Gize düzlüğüne doğru yola çıktık. Bazı kontrollerden geçtikten sonra girişteki bekçiler tarafından kral odasına götürüldük. Bekçilere içerde ışık istemediğimizi söyleyince flüoresan ışıklarını söndürdüler. Ve piramitten çıkarak giriş kapısını üstümüze kapadılar. Her ne olursa olsun ertesi sabah 7.30’a kadar piramitte mahsur kamıştık.
Esquie dergisinden bir muhabir de bizimle birlikteydi. Yanımızda bir el feneri bir battaniye ve biraz da su vardı. Muhabir korku içindeydi. Birkaç tane sinir ve uyku ilacı aldı. Ve gecenin büyük bir kısmını uyuyarak geçirdi. Arada sırada uyanıyor teybe bazı kayıtlar geçiriyor ve arkasından gene uykuya dalıyordu. Nişanlımla birlikte “om” gibi bazı Mantralar söyledik. Bir ara oturmuş vaziyette meditasyon yaparken bedenimin her yanının titreşmeye başladığını hissettim. Kaslarımda ve güneş sinir ağımda spazm halinde sıçrayışlar meydana gelmesinin yanı sıra belkemiğimde sanki bir elektrik şoku hasıl oluyordu. İnlemeye başlamıştım. Sanki biri beni düşük frekanslı bir akım cereyanına bağlamıştı.
S- Demek ki gerçekte bu bir fiziki tepkiydi, bir fiziki rahatsızlıktı?
C- Evet son derece fizikiydi. Ayrıca güneş sinir ağımda spazm halinde sıçrayışlar oluyordu. Daha önce böyle bir şey hiş başıma gelmemişti. Sara ya da benzer bir hastalığım yoktur. EEG’lerimi çektirmiş ve beynimin düzenli bir şekilde çalıştığını da görmüştüm. Bu durum yarım saat ya da kırk beş dakika kadar devam etti. Sonunda üzerime uyku denilebilecek bir halet geldi. Bu uyku sırasında bedenimi terk ederek bir odaya girdim. Burası gizli bir odaydı.
S- Daha önce hiç OOB(astral seyehat) deneyiminiz olmuş muydu?
C-Evet. İşte bu odaya girdim. Tomozlu bir tavanı vardı. Kral odasındaki gibi tavanı düz eğildi. Dikdörtgen biçimimdeydi. Odanın ortasında taştan bir kürsüye benzeyen bir şey vardı. Ve onun da üzerinde iki altın levha gibi görünen bir obje duruyordu. Hemen hemen kesinlikle diyebilirim ki levhaların üzerinde el kalıpları vardı. Böylece bir insanın ellerini ve bu kalıplara yerleştirilmesi halinde sinir sistemi vasıtasıyla enformasyon edinebilirdi; aynen çocukken icat ettiğim ‘neurophone’ gibi.
Sonra etrafıma bakarak odaya nasıl girilebileceğini tespit etmeye çalıştım. Yana kaydırılabilen bir taş bloğa benzer bir şey gördüm. Uyandıktan sonra el fenerini alarak kral odasının içini aramaya koyulduk. Köşedeki bir taş sanki öte yanında bir şey varmış gibi duruyordu. Ancak oraya nasıl girilebileceğini kestiremedim. Daha sonra EVE’yle birlikte karanlıkta tekrar sessizce meditasyon yapmaya başladık. Gündüz vakti piramidin içini gezerken uzakta top atışı talimi yapılıyordu. Piramidin içine girdikten sonra ses bakımından tam bir izolasyona haiz olduğundan hiçbir patlama sesi işitmemiştik. İşte meditayon sırasında garip bir şey oldu. Büyük bir gürleme işittik.
Ses giderek arttı; Eve bunu bir yük treni bende bir jet egzozu olarak algılamıştık. Bu gürültülü ses birkaç dakika kadar sürmüştü sonra gürleme azaldı. Her ikimiz de şok geçirmiş birbirimize öylece bakakalmıştık. Akabinde ayin şarkıları söyleyen bir koroyu andıran bir ses işittik. Sanki duvarın hemen öte yanında kadın ve erkeklerden oluşan bir koro vardı, ve öte tarafa bir kapı açabileceğimiz taktirde söylediklerini tam olarak duyabilecektik. Az sonra o d geçti. Ve bir kadın sesine benzeyen bir ses duyuldu.
S- Duyduklarınız arasında seçebildiğiniz herhangi bir söz oldu mu?
C- İngilizce ya da Arapça değildi. Hemen hemen tamamıyla bir kilise şarkısına benziyordu. Aslında pek seçebildiğimiz bir şey olmadı. Şunu da belirteyim ki daha sonra Ouspensky’in “kâinatın yeni bir modeli” adlı eserinde aynı olaya rastladım: ouspensky de piramidin içinde kısa bir süreliğine yalnız başına kaldığında hemen hemen aynı deneyimi yaşamıştı. Ayrıca bel kemiğinin ortasından başına doğru çıkan şiddetli bir sıcaklık ya da soğukluk hissetmiştim. Bu beni rahatsız etmemişti. Aksine hoşuma gitmişti diyebilirim.
Eve Bruce: ben de ayaklarımdan başlayıp bedenimden ta yukarıya doğru çıkan bir karıncalanma bir sıcaklık ve ürperti hissetmiştim.
S- Bu hissi geçmişteki hangi deneyiminizle kıyaslayabilirsiniz? Daha önce deneyimlediğiniz bir şeye hiç benziyor mu?
Eve Bruce: buna benzeyen bir deneyimim daha önce hiç olmamıştı. Ne insanı vecit haline sokan bir deneyimdi ne de insanı rahtsız eden bir tarafı vardı. Sadece çok şiddetliydi.
S- O kadın sesini işittikten ve bu tür fizyolojik tepkiler deneyimledikten sonra ne oldu?
C- Gecenin geri kalan kısmında pek bir şey olmadı. Arada sırada keşfe çıkıyor, Esquire muhabirini de uyandırarak yanıma alıyordum, o kadar. Ertesi gece, gece yarısı ay ışığı olmadı halde büyük piramide tırmandık. Bu son derece heyecanlı bir deneyim oldu. Muhabir gene bizimle birlikteydi ama bu kez sadece sinir ilacı almıştı, uyku ilacı değil. Rehberimiz ay ışığı olmaksızın daha önce hiç kimsenin büyük piramide tırmanmadığını belirtmişti. Hatta aşağıdaki polisler kimin yukarıya çıkıp cesetlerimizi indireceğine dair kura çekiyormuş. Mısırın bayram günlerinde gündüz vakti dahi her yıl on-on beş kişi piramide tırmanırken düşerek ölür. Dolayısıyla ışıksız bir gecede piramide tırmanmaya çalışmak intihar etmekten farksız oluyordu.
Flanagan: Üstad Kaskafayet,dünyadaki evrimin dikkatli bir şekilde programlandığını belirtmiştir. Söylediğine göre kayıtlı tarihimizin başlangıcından beri beşere fikirler verilmekte ve bu fikirlerin gerçekleştirilmesi için tek bir kişiye bel bağlanmamaktadır. Bir fikir örneğin bin kişiye verilmekte ve bin kişiden yüzü bu fikrin eşinden gitmektedir. Ve yüz kişiden on tanesi fikri işlemekte sadece bir tanesi de bu fikri beşeriyete tanıtmaktadır. Gene Kaskafayet’e göre burada ir okuldayız ve uzaktan programlanmaktayız. Bir şahıs alıcılığı ve programlanması bakımından ötekilerden daha yuları bir seviyede olduğunu gözler önüne sererse o zaman o şahsın üzerinde odaklanılır ve muhtemel adaylar olan diğer kişiler saf dışı kalırlar. Bu sanki kucağımıza bir bilgelik incisinin düşmesine benzer. Bu inciyi oradan alır da onunla bir şeyler yaparlarsanız bir başkası daha verilecektir.
S- Akışı sürdürmeniz gerekir? Kanalı açık tutmanız gerekir?
C- Evet aksi halde irtibatınız kesilir.
S- Hiç UFO görünüz mü?
C- Sekiz yaşından on yedi yaşına kadar bir uçan daire tarafından yönetildiğim hissini taşımışımdır. Sekiz yaşında uçan dairelerle ilgili bir rüya gördüm. Bu çok canlı bir rüyaydı ve tekrar tekrar görmüştüm. Bu rüyada yetişkin bir kimseydim ve bir uçakla büyük okyanustaki ıssız bir adaya mecburi iniş yapıyordum. Sonra bir uçan daire konuyor ve altından bir merdiven çıkıyordu. Araçtan bir takım teçhizatları olan insanlar iniyordu. Bu aletlerden biri içi küçük elektrotlarla kaplı olan bir futbol miğferini andırıyordu. Bunu başıma yerleştiriyorlardı. Ne yapıyorsunuz? Diye sorunca ‘bilgini ve zekanı ölçüyoruz’ diyorlardı. ‘neden?’ diyordum. ‘çünkü bizim asgari standartlarımız uyamasan dünyayı ve üzerindeki herkesi yok edeceğiz’ diyorlardı. Ve rüyam o noktada sona eriyordu. Belirttiğim gibi bu rüyayı tekrar tekrar görüyordum. O yaşlarda böyle bir rüya benim için bir kabus gibiydi. Rüyada söylenenlere inanmıştım ve öğrenebileceğim her şeyi öğrenmek için karşı konulmaz bir arzu duyuyordum. Elime geçen her kitabı okumaya başladım ve müthiş bir öğrenci oldum. On bir yaşıma geldiğimde fizik kimya ve her türden konu hakkında kolej seviyesinde bilgi edinmiştim. Çünkü sanki imtihan edileceğimi hissediyordum.
S-Bu bilgiyi edinmek suretiyle dünyanı kurtarılmasına bir şekilde katkıda bulunduğunuzu hissediyor muydunuz?
C- Sanki o bilgiye sahip olmadığım takdirde dünyanın yok edileceği hissine kapılmıştım. O rüyaya inanmıştım.
S- Bu rüyanın ve rüyadaki varlıkların sizi sübjektif benliğinizden bağımsız olabilecekleri ihtimali kabul edebilir misiniz?
C- Evet üstelik bunun bir rüya olmayabileceği ihtimalini de kabul edebilirim. Bu rüyanın yaptığım her şeyi yapabileyim diye öğrenebileceğim her şeyi hayatımdaki bir yönlendirici güç olarak öğreneyim diye bana bir şekilde dışarıdan verildiğini sanıyorum. İcat ettiğim o işitme cihazı gibi fikirler edindiğimde bunların bana dışarıdan verildiğini söyleyebilirim. Aslında şimdiye kadar yaptığım her şeyin bana dışarıdan verilmiş olduğunu düşünüyorum. Bir zamanlar çayırlara çıkar ve gökyüzüne şöyle seslenirdim: ‘kendinizi neden göstermiyor sunuz? Eğer bütün modelleri bana siz veriyorsanız kendinizi göstermenizi istiyorum’.
On altı yaşındayken bir okul arkadaşımla birlikte evlerinin bahçesinde uyur bir ufo ile irtibat kurabilmek için can atardık. Bir gece sırt üstü yere uzanmış gözlerimiz kapalı bir meditasyon yapıyorduk. İkimiz de aynı anda gözlerimizi açtık ve tam yukarımızda parlak bir ışık gördük. Az sonra belirli bir yönde harekete geçti ve doksan derecelik bir dönüş yaptı. Bir süre o yönde yol aldıktan sonra doksan derecelik bir dönüş daha yaptı ve gözden kayboldu. Gökyüzünde Z harfine benzer bir yörünge izlemişti üstelik o kadar büyük bir hızla gidiyordu ki onun bir ufo olduğundan emindik.


Piramitlerin Gizemli Enerji Kaynakları
Okült kaynaklarda dünya üzerindeki ibadet meditasyon şifa vb. gibi belirli amaçlarla kullanılması söz konusu olan özel yerlerden bahsedilir ve bu yerlerin yeryüzünü kuşatan büyük bir enerji alanları desenine bağlı olarak ortaya çıktığı söylenir. Bu alanların keşişti hatlar boyunca enerji ızgaraları oluşmakta ve özel enerji güçlerine sahip olan girdaplar ortaya çıkmaktadır. Kadim halklar bu enerji yollarının farkındaydılar ve bunların kesiştiği noktalarda bir mabet bir okul veya başka bir tesis inşa etmişlerdi. Denildiğine göre piramitler de söz konusu enerji girdaplarının rastladığı yerlerde inşa edilmişlerdi. ve büyük piramit ise bu enerji ağının merkezi halindeydi. Nitekim büyük piramidin özelliklerine uygun olarak yapılan piramit modelleri kendi mekânları içinde hamiyeti çevredeki öteki mekânlarınkinden farklı olan bir alan yaratırlar. Piramitler ya kendi özel enerjilerini üretmektedirler ya da dünyanın çevresindeki özel enerjileri cezp etmektedirler veya bunların her ikisi birden geçerlidir.
John Müchell enerji ızgaraları hakkında şöyle der: “kedim dünyanın velilerince uygulanan bilimsel metotların bildiğimiz kadarından yola çıkarak iki sonuca varabiliriz. Birincisi veliler kudreti hakkında hiçbir şey bilmediğimiz belirli bir gücün veya akımın mevcudiyetinden haberdardırlar. İkincisi anlaşıldığı kadarıyla bu akımı kullanmalarıyla ilgili olarak felsefe tanrının ve kâinatın mahiyeti ve hayat ile ölüm arsındaki ilişkisi gibi temel konulara belirli derecede vakıf olmuşlardı.”
Jhn Michell kadim uygarlıkların yerküreyi kuşatan ve görünmez olan güç alanlarının gravitasyon ve elektro manyetik enerji alanlarının dünya çağındaki kontrolü esası üzerine kurulduklarını öne sürer.
Michell’e göre Von Reichenbach gibi bilim adamlarının çabaları, “dünyanın her yanında folklorik tradisyonların da ima ettiği üzere tarih öncesi zamanlarda belirli bir doğal enerji biçiminin bilindiği ve bu enerjinin beşeri ırkın yararına kullanılmasını sağlayan bir metodun keşfedildiği ihtimalini doğrulamaktadır. Bu metot yer ruhunun güneş kıvılcımıyla birleşip kaynaşmasına dayanıyordu.”
Oliver L. Reiser’in bir yazısından öğrendiğimize göre ottmar stehle, Mısır piramitlerinin dünya güneş arası mesafelerden ve hizalanışlardan ötürü enerji alış alanlarını odaklayabildiklerini ve bir rezonansı sürdürebildiklerini ileri sürmüştü.
W.Y. Evans-Wentz “Kent Ülkelerindeki Peri İnancı” adlı eserinde dünya manyetik akım merkezlerinden söz açar: “…Yeryüzünde dünyanın manyetik hatta daha süptil güçlerinin son derece kuvvetli olduğu ve bu tür şeylere karşı hassas olan kişiler tarafından kolaylıkla hissedildiği bazı özel yerler var gibidir. Carnac Avrupa’daki bu tür yerlerin en önde gelenlerinden biridir. Ve bundan ötürü de herhalde kadim rahip-inşaatçılar tarafından dini uygulamalar misterlerin sahneye konması kabile toplantıları ve astronomi gözlemleri gibi faaliyetlerin yürütülmesi ve muhtemelen de çırakları rahiplik için eğitecek okulların tesisi amacıyla büyük merkez olarak seçilmişti. Tara da Boyne Vadisiyle birlikte İrlanda’daki benzer bir yerdir.”
John Michell de kadim dünyanın büyük yapılarından çoğunun enerji ızgaraları üzerinde inşa edilmiş olduklarını belirtmekte ve bu konuyu şöyle bağlamaktadır: “ne var ki tarihi kanıtlara göre bu yerler bir zamanlar sadece yerel önemi haiz olarak mütalaa edilmişler ve hepsi de tek bir yüce merkeze dünyanın majik başkentine bağlı olmuşlardır. Eğer dünya çağındaki bir uygarlığın bir vakitler mevcut olduğuna dair kanıtlar kabul ediyorsak tekrarlanan ve kıtaların şeklini aniden değiştiren olaylardan biri olan bir afetin de bu uygarlığı yok ederek mevcut manyetik akım desenini bozduğunu ve yeni bir dünya merkezi yarattığını varsaymamız gerekir. Önceki merkezin yok olması belki de batması üzerine afetten sağ kalanlar önce bu yeni başkentin yerini tespit edecek ve sonra orada yeryüzünün manyetik alanına tekrar hâkim olma faaliyetinin ilk etabı olarak yeni bir güçlü cihaz inşa edeceklerdir.
Ve işte tün kıtların tam merkezinde neye rastlıyoruz: Büyük Piramide!”
Büyük piramidin kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinden hatlar geçirdiğimiz takdirde dünyanın kara kütlesini eşit parçalara bölmüş oluruz. Michell gibi düşünürsek kadim inşaatçıların enerjik akımlarından haberdar omları ve büyük piramidi dünyanın kara kütlesinin merkezinden ve aynı zamanda güç alanlarının çekirdeği üzerinde inşa etmeleri söz konusudur. Öte yandan büyük piramidin bizzat kendisi bu görünmez güçlerin merkezi başlatıcısı veya Üreticisi olup diğer piramitler mabetler vs. de röle istasyonları olarak stratejik noktalara yerleştirilmiş olabilirler.
Her halükarda piramit modellerinin konuldukları yerlerde olağandışı enerji alanlarını yarattıkları çoğalttıkları veya bir şekilde zapt ettikleri kesindir. Modeller üzerinde deneyler yapan araştırmacılar piramitlerin tepe noktasından neşrolan bir nerji alanının mevcudiyetinden bahsederlerken duru görülüler bunu yukarıya doğru çıkan bir ışın halinde gördüklerini ileri sürmektedirler.
Biçim kudreti belirli geometrik biçimlerin belirli enerjilere akord olma yeteneğidir. Tüm vibrasyon enerjidir ve renk, ses ve biçim unsurlarını kendi içinde ihtiva eder ki bunlardan herhangi biri ö6teki ikisini tanımlar. Piramit de geometrik bir biçim olup belirli bir vibrasyonel desen belirli bir renk ve belirli bir sesle bağlantılı ve akort halindir.
Büyük piramit analiz edildiğinde iç ve dış boyutlarının kesin matematik formüllerle ilişkili olduğu görülmektedir. Bu boyutlar doğal bir müzik skalasının notalarını oluştururlar. Dolayısıyla piramidin geometrik biçiminin yanı sıra boyutsal ilişkisi de kesin bir akort düzenini belirlemektedir. Diğer bir deyişle piramit belirli türden bir enerjiye akort olmaktadır.


Piramit Enerjisinin Bilimsel İncelenimi
İngiliz mucit Sir W. Siemens Keops Piramidinin tepsinde dururken elini yukarı kaldırıp da parmaklarını açınca kesin bir çınlama sesi duyulmuştu. Aynı hareketi Arap kılavuzlardan birine yaptırıp kendisi de işaret parmağını ileriye doğru uzatmış ve aniden hafifi bir elektrik şokuyla karşılaşmıştı. Bunun üzerine bir gazeteyi ıslatıp bunu bir şarap şişesinin üzerine sararak bir “Leyden Şişesi” meydana getirdi.
Başını üstünde tuttuğu şişe giderek elektrikle şarj oldu ve şişeden şerareler çıkmaya başlayınca Arap kılavuzlar onu büyücülükle suçladılar. Arapların saldırgan bir hale gelmeleri üzerine Siemens şişeyi kılavuzlardan birine doğru uzattı ve aniden şişeden neşrolan bir enerji yıldırımı adamcağızı yere yıktı. Bu olay bol miktarda serbest enerjinin mevcudiyetine işaret etmektedir. 1969 yılında da gizemli piramit enerjisinin bilim damlarının Kefren Piramidine yönelttikleri kozmik ışınları saptıracak ve hatta nötralize edecek kadar güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Dahası Gize piramitlerinin üzerinden geçen uçakların cihazları bu bölgede normal çalışmadığından pilotların buradan geçmeleri yasaklanmıştı.
Arap kılavuzlar büyük piramidi zaman zaman bir ışıkla çevrelenmiş bir halde gördüklerini bildirirler. Birkaç yıl önce William Groff Mısır Enstitüsünün üyeleriyle birlikte büyük piramidden bir alevin çıktığına tanık olmuştu. Daha başka raporlar da gene keops Piramidinin yakınında görülen olağandışı dairevi ışıklardan bahseder. Hatta yakın zamanlarda piramidin tepe noktası civarında havada asılı duran ufolar rapor edilmişti. Nitekim Morten Gronbech adındaki bir Alman vatandaşı Ocak 1977 de Gize’d çektiği bir slaytta piramitlerin üzerindeki Adamski tipi bir ufoyu görüntülemeyi başarmıştır.
1968 yılı Nobel fizik ödülünü almış olan Dr. Luis Alvarez Gize’deki piramitlerin taş kütleleri içinden geçen kozmik ışınların ölçülmesini mümkün kılan bir metot geliştirmişti. Kahire’deki Ein Shams Üniversitesi ile ABD. Aom enerjisi Komisyonu ve smithsonian Enstitüsü tarafından desteklenen bir proje dâhilinde kompüterlerin kullanımını gerektiren bu metodun Keops’dan biraz daha küçük boydaki Kefren piramidi üzerinde uygulanmasına karar verildi. Bu çalışmanın sonuçlarıyla ilgili haberler 14 temmuz 1969 tarihli The London Times gazetesinden yayımlandığında bilim çevreleri şaşırıp kaldılar: “kahire yakınında Gizede bulunan Kefren piramidinin röntgenini çekmeye çalışan bilim adamları uzay çağına ait elektronik cihazlarının kayıtlarını karman çurman den gizemli tesirler karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Bir yılı aşkın bir süredir günde 24 saat süreyle piramidin altı milyon tonluk kütlesi dâhilinde gizli odalar bulabilmek ümidiyle piramidin iç kısmına ulaşan kozmik ışınların desenini manyetik banda kaydediyorlardı.
Bu uygulamanın arkasında yatan fikir şudur: kozmik ışınlar piramide her yönden aynı tarzda çarptıkları için piramidin kütlesi içinde herhangi bir boşluk olmadığı taktirde bu kozmik ışınların da piramidin tabanındaki iç odaya yerleştirilen bir detektör tarafından aynı tarzda kaydedilmeleri gerekir. Yok eğer dedektörük yukarısında gizli odalar varsa bu boşluklar dolu kısımlara nazaran daha fazla ışın geçirecek böylece mevcudiyetlerini ifşa edeceklerdir. Birkaç ay önce kahire yakınlarındaki Ein Shams Üniversitesine en son model bir IBM 120 marka kompüter teslim edildiğinde arık doruk noktasına erişmesi beklenen bu proje için bir milyon dolardan daha fazla para ve binlerce saatlik işgücü harcanmış bulunmaktadır.
Piramitteki tesisatın sorumlusu olan Ein Shams Üniversitesinden Dr. Amr Gohed bana piramitten alınan kayıtları ihtiva eden ve kayıt tarihlerine göre sıraya konmuş olan yüzlerce metal kutuyla çevrili olan IBM 120 marka kompüteri gösterdi. İlk başta tereddüt mersine rağmen daha sonra içini dökerek bir çıkmaza girdiklerini itiraf etti ve eline bir kayıt kutusunu alarak ‘bu bilimin elektroniğin bilinen tüm yasalarına meydan okumaktadır!’ dedi. Kayıt bandını kompütere verdi ve kompüter de kozmik ışın partiküllerinin desenini bir kapıda çizdi. Dr. Gohed bundan sonra bu kaydın yapıldığı günün ertesi günü yapılan ikinci bir kaydı ortaya çıkardı ve bu kez de onu kompütere verdi.
Ne var ki kompüterin çizdiği ikinci desen birincisinden tamamıyla farklıydı. Dr. Gohed ‘ bu bilimsel olarak imkânsızdır’ dedi. Uzun bir görüşmeden sonra Dr. Gohed’e şu soruyu sordum: “bu bilimsel bilgi ve beceri birikimi beşerinin anlayışının ötesindeki belirli bir güç tarafından işe yaramaz bir hale mi getirilmiş?” bir an için durakladıktan sonra şöyle cevap verdi: “ya piramidin geometrisinde önemli bir hata vardır ki bu da kayıtlarımızı etkileyecektir yahut da ister okültizm deyin ister firavunların laneti, büyücülük veya maji deyin açıklanamayan bir gizem vardır. Piramitlerin içinde faal halde olan ve bilimin yasalarını hiçe sayan belirli bir güç vardır.”
Piramit enerjisinin mevcut olduğunu bildiğimize göre aklımıza bunun daha kullanışlı bir güç haline gelmesi için şiddetlendirilmesinin imkan dahilinde olup olmadığı sorusu gelir? Yapılan deneylerden anlaşıldığına göre enerji birikimi ve şiddeti sınırsız bir şekilde arttırılabilir. Örneğin maksimum şiddetin elde edilebilmesi için piramidin kenarlarından birinin manyetik kuzeye bakması gerekmektedir. Bir manyetik alanın şiddeti akım yoğunluğuna veya güç hatlarına bağlı olduğuna göre piramit doğrudan manyetik alana baktığında piramidi kesen güç hatlarını adedi de maksimuma ulaşacaktır. Dolayısıyla matematik olarak ifade edebiliriz ki piramit enerjisi manyetik alan şiddeti ile doğrudan orantılıdır.
Sir W. Siemens’in leyden şişesi deney bize bir ipucu daha vermektedir. Dünya yüzeyinin üzerinde yaklaşık olarak metre başına 500 voltluk bir elektrik alan eğim mevcuttur. Bu da şu anlama gelir ki, büyük piramidin tabından tepesine doğru yaklaşık olarak 18.000 ila 20.000 voltluk bir statik elektrik şarj olmaktadır. Laboratuarda da küçük bir piramidin tabanından tepesine doğru yüksek voltajlı bir elektrik alanı uygulandığından piramit enerjisinin muazzam bir şekilde arttığı görülmüştür. Neticede piramit enerjisi tabandan tepeye doğru olan elektrik alan fonksiyonuyla doğrudan orantılıdır.
Yapılan deneyin tarihi, saati, model piramidin malzemesi ve havadaki nem gibi faktörlerin de piramit enerjisinin şiddetini etkilediği görünmüştür. Tespit edilen ilginç bir husus da şudur: piramidi beyaz bir ışığı çevrelediği tahayyül edildiğinde piramit enerjisi öyle artmıştır ki piramitten hassas kişilerce saptanabilen bir enerji ışını neşrolmuştur.
Bir ve iki nolu denklemleri tek bir matematik formülü halinde şöylece ifade edebiliriz. Pe=K B E burada K hava vb. gibi ilgili olan diğer faktörleri de muhtemelen hesaba katan belirli bir orantılı olma sabitesidir.
Özetleyecek olursak piramit enerjisi birikimi manyetik alanın elektrik alan potansiyelinin havanın yapı malzemelerinin ve piramit üzerinde çalışan kimselerin tahayyül kudretinin bir fonksiyonudur. Dahası bir şahıs PE’ye doyabilmekte ve piramit enerjisine karşı hassasiyetin yitirebilmektedir.
George Van Tassel, bu konuda şöyle yazar: “piramitle ilgili tüm bulguların ortaya koyduğu ortak sonuç söz konusu enerjinin piramidin biçiminden kaynaklandığı hususudur. Bu dört yüzlü bir piramit olmalıdır. ve en fazla enerji de yüzlerin 52 derecelik bir açı yapmaları halinde açığa çıkar. En güçlü sonuçlar piramit yüzleri güney kuzey doğu ve batı yönünde bakacak şekilde yerleştirildiğinde elde edilir. Yürüttüğümüz deneylerden anlaşılmaktadır ki piramidin faal halde olması için köşelerinin mevcudiyeti yeterlidir. Çünkü piramidin yüzlerinde açılan delikler üretilen gücü eksiltmezler. Ayrıca maksimum enerjiyi elde etmek için yerinden oynamasın diye piramidin sabit hale getirilmesi gerekmektedir. Maksimum enerjinin doruk noktasına erişmesi için de 28 güne yani bir manyetik aya ihtiyaç vardır.
“Piramit üzerindeki çalışmalarımız sırasında gördük ki piramidin tepesine yerleştirilecek kapak taşı gibi bir kuvartz kristali değişik etkiler oluşturacaktır. Aralarına germanyum yerleştirilmiş kuvartz tabakalarından oluşan bir kondansatörün piramidin tepesine konulması halinde mevcut ölçü cihazlarıyla tespit edilebilecek bir enerjinin üretileceğine inanıyoruz.
“Illınois Park Ridge’deki arkadaşlarımızdan biri tek piramitler ve dört piramitten oluşan çoklu piramitler üzerinde başarılı levitasyon deneyleri yapmış ellerinden herhangi birinin levite olduğu bir norm tespit etmiştir. Arkadaşlarımızın gözlemlerine göre enerji şarjının bir kısmını üç günlük bir süre boyunca kaybolmuyordu ve ilk levitasyonun meydana geldiği orijinal noktada beş denemeden sonra levitasyon süresi 7 dakika 45 saniyeden sadece 45 saniyeye kadar düşüyordu.
“Büyük piramit ağırlığı 70 tonu bulan taşlardan inşa edilmiştir; bunların çoğu hiçbir elektriki etkisi olmayan kireçtaşıdır. Ne var ki kral odası granitle örtülmüştü. Çünkü granit içindeki kuvartz kristali mika ve feldspar dokusundan ötürü bir piezo-elektrik etkisi yaratır. Böylece kral odasının yukarısında yer alan granit odacıklar enerji depolanması için bir granit hava kondansatörü oluştururlar. İşte kral odasında üretilen enerjinin kuvvet alanı içinde yer alabilmesi için kasten eksen dışı bir yerde inşa edilmişti. Ne gariptir ki kral odasında bir süre kalan bir kimse sanki bedenlerinin içinden geliyormuşçasına onları iliklerine kadar donduran müthiş bir soğuk hissederler.
“Üç ay süreyle büyük bir cam kavanozun içindeki tuzlu suya daldırılmış olan içi dolu bir metal piramidi gözlemledik. Berrak görünüşteki suda piramidin yükseldiğini tabandan yukarıya doğru üç de ikisine rastlayan bir seviyede olmak üzere piramidin çevresinde bulutlar ortaya çıktı. İkinci ayın sonunda kavanozun kuzey ve güney yanlarına 2,5*12,5 cmlik iki adet alnico mıknatısı yerleştirdik. Kuzey ve güney çekici kutuplar kavanozun karşıt yanlarına geliyordu. 7 gün içinde tüm bulutlar piramidin güney yüzünde toplandı. Mıknatısların polaritelerinin yerlerini değiştirmek farklı bir sonuç vermedi. Şimdilik tek bir büyük ve güzel tuz bulutu elde etmiş bulunuyoruz. Ancak uzun vadede piramit enerjisi vasıtasıyla tuzlu sudan tatlı su elde etme imkânını verebilecek olan veçheleri de araştırmaktayız.
“Bir düzü piramit kullanıp tepelerini bir telle birleştirir ve bu telin ucuna da bir demir boruyu bir bobin şeklinde sararsak piramidin enerjisini aynen bir lazer gibi birleştirici bir ışın halinde çok uzak mesafelere yöneltmek mümkün olacaktır. Bu ışının yönü aynen ışık gibi bir aynadan yansıtılmak suretiyle değiştirilebilir. Bobin ile borunun zerine bir plastik tüp geçirmek gerekir. Sargı aralığı ile telin kalınlığı önemli değildir. Telin yalıtılmış olması şarttır. Söz konusu ışının bir prizmadan geçirildiğinde ne gibi etkiler oluşturacağını görmek ilginç olacaktır.”
Van Tassel’in önerdiği şekilde tepesine kuvartz kristali yerleştirilmiş bir piramitle çalışmalar yapıldığı takdirde üretilen enerjinin mahiyeti bilinmediğinden çok dikkatli olmak gerekir. Grafikler radyestezist Tom Graves “Taştan İğneler” adlı kitabında böyle bir piramit üzerinde deneyler yapan Peter ve Richard adlı iki arkadaşının başından geçen ilginç bir olayı nakletmektedir: “her iki arkadaşım da tepesinde bir kuvartz kristali bulunan ahşap bir piramidin tepe noktasından yukarıya doğru neşrolan bir ısı akımı şeklinde bir tür enerjinin çıktığını hissetmişlerdi. Peter bu enerjinin saatine zarar verebileceği düşüncesiyle Richard’a yeni aldığı kuartz kontrollü dijital saatini kolundan çıkarmasını söylemiştir. Bir kayıt mühendisi olarak bütün gün işinde başıboş manyetik alanlarla uğraşan Richard bu alanlar saatinde kullanılan türden kuartz osilatörü etkilemediği için bu uyarıya aldırmamıştı. Ne var ki piramitten neşrolan enerji saati de etkilemişti.
Peter’in uyarısından birkaç dakika sonra Richard saatinin ekranındaki rakamların titreştiğini fark etti akabinde saat yavaşladı, durdu ve rakamların görüntüsü silinip kayboldu. Richard derhal pilin sağlam olup olmadığına baktı. Saatin arkasındaki kontrol ışığı pilin hala faal olduğunu gösteriyordu. Çaresizlik içerisinde saatin tüm düğmelerine basan Richard sonunda saatini tekrar çalıştırmayı başarmıştı. Ancak kontrol ettiğinde gördü ki saati sürekli geri kalıyordu. Yarım saat sonra ekrandaki görüntü tekrar kayboldu ve ne yaparsa yapsın saat bir daha çalışmadı. Saatin garantisi hala daha geçerli olduğundan tamir edilmesi için ithalatçı firmaya götürdüler. Firmadakiler şaşırmışlardı çünkü bu türden saatler içerisinde geriye getirilen tek sat Richard’ınki oluyordu.

“Şirket yetkilileri saati tamir etmeyip yerine bir yenisini verdiler. Acaba saate ne olmuştu? Dijital saatlerde sadece dört parça vardır: kuvartz osilatörü, elektronik chip, ekran kısmı ve pil. Pil kontrol edilmiş ve faal olduğu anlaşılmıştı, ekran kısmı da normal çalışıyordu. Ve her halükarda saatin ayarını bozacak bir etkisi olamazdı. Geriye sadece chip ile osilatör kalmaktadır. Çoğunlukla karışımlı kuvartzdan oluşan chipdeki devreler osilatörü çalıştırır ve osilatörün nabızlarını ekranda gösterilmeye uygun bir biçime dönüştürür. Chipde bozulacak pek bir şey yoktur ve bozulsa dahi bu saatin yalnızca durmasına yol açar geri kalmasına değil. Osilatörü yavaşlatabilecek yegâne olgu osilatörün şeklinin değişmesidir. Çünkü osilatörün salınım frekansı şekline bağlıdır. Dolayısıyla saatin o şekilde bozulması için piramitten neşrolan enerji ya chip dediğimiz parçayı elektronik olarak aşırı yüklemiştir ya da fiziki olarak chipin veya osilatörün yahut da her ikisinin birden şeklini bozmuştur.”
Metalik çubuklardan yapılan piramitlerin tepe noktasından yukarıya doğru gelen eneri akımını arttırdığı tespit edilmiştir. Bu enerji akımı tahtanın içinden geçmekte ancak metal bir plakanın kısmen içinden geçerken kısmen de çevresinde dolaşmaktadır. Bu deney sırasında piramidin tabanı aynı tutulup da tepe açısı değiştirildiğinde görülmüştür ki bu açı ne kadar dar bir hale getirilirse enerji kolunun çapı da o kadar küçülmekte ancak bu daha zayıf bir güç anlamına gelmemektedir. Örneğin 90 derecelik bir tepe açısı olan metalik çubuklu bir piramit kullanıldığında enerji kolunun çapı 4cmyi bulmaktadır.
Bu konuda tekrar Dr. Flanagan’a başvurduğumuzda kendisinin “Piramit ve Biyokozmik Enerji İle İlişkisi” adlı broşüründe şöyle dediğini görürüz: “gize piramidi sırf beş köşeli olmasından ötürü mili mikrodalga veya mono dalga radyasyonu üretir. 4 taban köşesi ile tepesi aslında bir tür mono dalga yayıcısı olarak faaliyet gösterir. Piramitteki madde atomlarından veya moleküllerinden çıkan radyasyon köşelerin açıları tarafından köşelerin açılarını rotadan bölen ve bu radyasyonun bir ışınını piramidin merkezine doğru aktaran bir ışın halinde birleştirir. İşte tüm bu enerjiler piramidin merkezinde veya kral odası bölgesinde birleşirler. Bu bölgedeki moleküller veya atomlar rezonans yoluyla bu enerjileri absorbe ederler.enerji arttıkça da elektron yörüngeleri genişlemeye başlar.
Daha fazla enerji absorbe edildikçe daha fala genişleme olur. Ve öyle bir noktaya ulaşılacaktır ki aşırı derecede enerjinin absorbe edilmesi halinde atomlar dezentegre olacak ve elektronlar uçup gideceklerdir. N evar ki bunun için gerekli olan enerji piramidin konsantre edeceği enerjiden çok daha fazladır. Enerji arttıkça dolaşımda da bir artış olur. Ve en sonunda da dalga bantlarında 10 nanometre civarında yüksek doyumlu bir enerji atmosferi meydana gelir. Bu enerjiler ayrıca piramidin köşelerinden dışarıya doğru da neşrolurlar.”
Bazı bilim adamlarına büyük piramit sadece bir enerji akümülatörü olmayıp aynı zamanda bu enerjilerde değişiklik meydana getirmektedir. İçinde enerji titreşen herhangi bir objenin rezonans yapan bir kavite olarak faaliyet gösterdiği ve bu objenin içindeki enerjinin de belirli bir noktada odaklandığı hususları bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Söz konusu objenin içi dolu da olsa boş da olsa bu durum geçerlidir. Dolayısıyla büyük piramitte kozmik enerjiyi dev bir mercek gibi odaklayabilen muazzam bir rezonans yapıcı kavite halinde faaliyet gösterebilir. Son derece odaklanmış olan bu enerji yolu üzerindeki herhangi bir objenin kristallerini veya moleküllerini etkileyecektir.
Everett’e göre piramit en yüksek enerjinin bulunduğu dar ucun tepede ve en aşağı dereceden dalgaların da tabada yer aldığı donmuş haldeki bir enerji girdabıdır. Piramidin tepesinde neşrolan enerjinin de dar ucu altta geniş ucu ise yularda kalan bir girdap biçiminde olduğu belirtilmektedir. Bu enerji girdabının 12 cm’lik bir karton piramidin tepesinden 2,5 m. Yukarıya kadar neşrolduğu ve geniş ucundaki çapının 1,8 m.yi bulduğu tespit edilmiştir.
Amerikan Milwauke kentinde oturan Joe Wall boyaları, eritici sıvıları ve benzer kimyevi maddeleri piramit etkisine maruz bırakmış ve çok ilginç sonuçlar almıştır: “ elektronik boya püskürtme teçhizatı kullanmaktayım. Boyaları inceletmek için eklenen eritici sıvının Keystoe sınıfından olması gerekmektedir. Örneğin asetonlar, metil etil keystone solvenleri, MIBk izoforenler vs, boyanacak objeye daha fazla boyanın tatbik edilmesini sağlamak için boya patüküllerini cezp edici nitelikteki polar sovenleridir.
Bu eritici sıvıların boya partiküllerini elektrikleyebilmeleri için püskürtme tabancasının ucunda 20 mikroamperlik bir şaj taşımları gerekir. Dört hafta süreyle piramidin içinde bırakılan tüm Keysone solvenleri şimdi 50 mikroamperlik bir şarj taşımaktadırlar. Diğer bir deyişle eritici sıvılar piramit etkisine maruz kaldıktan sonra yüksek derecede polar haline gelmişlerdir. Beni daha çok şaşırtan bir diğer sonuç da şudur: aromatik eritici sıvılar polar olmayıp kendi tabirimle ölü solvenlerdir.
Çok ucuz olan bu solvenler herhangi bir şarj üretemedikleri için elektrostatik teçhizatta kullanılmazlar. Ne var ki bu eritici sıvılarda örneğin Teleul, Xylol, Milsolver, vs piramidin içinde dört hafta süreyle bırakıldıktan sonra 20 mikroamperlik bir şarj taşır hale gelmişlerdir. Dolayısıyla da elektrostatik püskürtmede kullanılabilirler. Bu müthiş bir olaydır. Çünkü Keystone solvenleri hidrokarbonlardan veya aromatik solvenlerden üç kez daha pahalıdırlar. Bu durumda aromatik solvenlerin elektrostatik teçhizatta kullanılabilme imkanı tüketicilerin boya masrafını düşürecektir.”
Bill Schul ile Ed Pettit ise piramit içindeki ve dışındaki bitki davranışları üzerinde birçok deneyler yapmışlardır. Bütün bu deneylerde zaman aralıklı fotoğrafçılık tekniği kullanılmıştır. Piramidin içine yerleştirilen bitkilerin önce batıya doğru döndükleri sonrada güneye doğru bir yay çizip bir saat elli dakikada bir doğuya doğru uzandıkları gözlemlenmiştir. Çeşitli piramit modelleri ve bitkilerle yapılan birçok deney sırasında tespit edilen bu belirgin hareket düzeni 1971 sonbaharından 1974 Temmuz ayına kadar devam etmiştir. Ve bu tarihte bitkiler birkaç gün tamamıyla hareketsiz kamışlar sonra kuzey güney yönünde olmak üzere gene hareket etmeye başlamışlardır.
Bir hafta sonra bitkiler gene hareketlerini kesmişlerdir. Schul ve Pettit bitkilerin piramit içindeki bu düzensiz davranışlarını güneş lekesi dönemlerine atfetmektedirler. Piramit dışındaki bitkiler ise deney süresince pek az hareket ettiklerinden ortaya piramit mekânını bitkiler üzerindeki güneş ve kozmik kaynaklı tesirleri çoğaltıcı bir etki gösterdiği sonucu çıkmaktadır. Denildiğine göre bitkilerde doğrudan etkilenen unsur da bitkilerin su muhtevasıdır. Ayrıca bu araştırmalar sırasında bitkilerin batısına gelecek bir şekilde piramidin içine bir alüminyum perde yerleştirildiğinde bitkilerin hareketlerinin kısıtlandığı gözlemlenmiştir. Bu da göstermektedir ki metal levha ya engelleyici bir amil olarak işlev görmekte ya da bitkiyi etkileyen güçleri doğrudan absorbe etmektedir.

Amerikan Oklahama City’den Tom Garret bir akvaryumun altında 15 cm yüksekliğinde bir piramit yerleştirmiş ve on gün sonra balıkların birer birer öldüklerini görmüştür. Piramidi oradan kaldırmadan önce yedi balığını kaybetmiştir. Piramit kalkınca artık balıklar ölmez olmuş ancak akvaryumun yanlarında ve tabanındaki çakılların üzerinde oluşan kahverengi bir leke olduğu gibi kalmıştır. Su da bulanık bir görünüm almıştır. Garret bundan sonra dökme plastikten 7,5cmlik bir piramidi çakılların üzerine gelecek şekilde akvaryumun içine yerleştirmiştir. Birkaç saat sonra suyun rengi açılmaya başlamış ve birkaç gün içinde de akvaryumun yanları ve dibindeki leke ortadan kaybolmaya yüz tutmuştur. Balıklar aşırı derecede hareketlenmişler ve daha parlak bir renk almışlardır. Üstelik üreme hızları da iyice artmıştır. lebisten türü balıklarda çoğu kez bir kuluçkadan en fazla iki yavru sağlanmasına rağmen artık altı veya daha fazla yavru sağ kalmaya başlamıştır. Su tamamen berrak bir hal aldıktan sonra Garret Dynaflo Filtre sistemini akvaryumdan çıkarmış ve buna rağmen sürekli olarak suyu emiz ve balıkların da sağlıklı kaldıklarını gözlemlemiştir.
Bu deney de göstermektedir ki özelikleri hakkında pek az şey bildiğimiz piramit etkisi ile ilgili çalışmalar yaparken bilhassa canlı süjeler söz konusu olduğunda çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Nitekim piramit içinde oturan veya meditasyon yapan kimseler piramidin içindeki bazı yerlerin negatif etki oluşturduğunu örneğin baş ağrısına yol açtığını rapor etmişlerdir. Gene Tam Garret’in belirttiğine göre bir piramit modelinin iç kısmında insanlar ve bitlilerle yaptığı deneyler güneybatı köşesinin negatif bit etkiye yol açtığını göstermiştir. Örneğin bu köşeye yerleştirilen bir elmada aynen piramidin dışındaki elmalar gibi çürüme belirtileri tespit edilmiştir. Veya başları güneybatı köşesine gelecek şekilde piramidin içine oturan veya yatan kimseler istisnasız olarak başlarında bir basınç hissetmişler oturma süresi uzayınca bu basınç baş ağrısına dönüşmüştür. Ne ilginçtir ki ol altı kişiyle yapılan bir deneyde teker teker bir piramidin içine alınan ve sonra yönleri şaşırtılarak kendilerine gelen en ideal yöne dönüp oturmaları söylenen süjelerden tam on dört tanesi doğuya dönmeyi tercih etmiştir.
Radyestesiztler piramidin yakınındaki sübtil enerji artışlarını ve tepe noktası üzerindeki kuvvetli enerji alanını tespit edebilmektedirler. Örneğin piramidin tam tepe noktası üzerinden radyestezi çubukları geçirildiğinde çubuklar ya üst üste binerek ya da yanlara doğru ayrılarak tepki gösterirler. Radyestesiztler bir piramidin herhangi bir süre için bulunduğu bir yeri de belirleyebildiklerini iddia etmektedirler.
Uçaklardaki ölçüm cihazları Gize piramitlerinin üzerinde nasıl garip sonuçlar veriyorsa bir piramit modelinin üzerine tutulan bir pusula da bazen gelişigüzel ölçünler verebilmektedir. Pusulanın her seferinden yanlış ya da doğru aynı sonucu vermemesi ise piramidin üzerindeki enerjinin şiddetinden meydana gelen değişimi gösteriyor olabilir.
Bir piramidin ürettiği enerjiyi piramidin içinde şaj edilen bir amil vasıtasıyla dışarıya aktarmak mümkündür. Örneğin belirli bir süre bir piramidin içinde bırakılan bir alimünyum varak içine konulan yiyecekleri aynen bir piramit gibi koruyabilmektedir. Aynı şekilde piramidin içinde oturarak şarj olan kişiler de dışarıya çıktılarında piramit enerjisini çevrelerine aktarabilmektedirler. Anlaşıldığına göre piramitler arkalarından belirli bir şarj veya kendine özgü bir enerji alanı bırakmaktadırlar. Bahçede kurulup da sonradan kaldırman piramitlerin bu eski yerlerinin kuşlar için bir toplanma mahali haline geldiği görülmüştür. Ayrıca köpeklerde ısrarla bu yerlere geri gelip koklamaktadırlar.
Şu noktayı da belirtmek gerekir ki büyük piramidin yüzlerinin eşkenar üçgen şeklinde olmaması ve az miktarda içerlek olması piramidi asimetrik bir hale getirmekte ve bu durumun büyük piramidin bir enerji alanı üreteci olarak faaliyet göstermesi için gerekli olabileceği düşünülmektedir.
Bütün bu araştırmaların ve bulguların yanı sıra Bruce Cathie bir kitabında hiç kimsenin aklına gelmeyen fakat son derece ilginç olan bir hususa dikkati çekmektedir: “bir diğer orijinal araştırma alanı ise büyük piramidin içinde rezonanslar oluşturma metodu olabilir acaba piramidin biçimi mi içindeki maddenin titreşmesine yol açmıştır yoksa belirli bir yapay metoda mı başvurulmuştur?
Uygun dalga boylarını akort edici bir verici kullanılmış olabilir ama piramidin içinde bu amaca yönelik olarak herhangi bir makinenin kullanıldığını belirten hiçbir şey kalmamıştır. Gize platosundaki piramitlerin geometrik düzenlenmesini etüt ederken bu yapıları ahenkli bir şekilde faaliyete geçirmenin metodunu çözebilen muhtemel bir araştırma konusu keşfettim. Üç ana piramit olan Keops, Kefren, ve Mikerinos piramitleri 5230m. Çapındaki bir dairenin üzerinde yer alırlar. Acaba bu dairenin piramitlerden 2615m. Uzaklıkta yer alan merkezinde ve kumların altına saklanmış bir halde piramitleri faaliyete geçirmek için kullanılan aktarıcı makinenin bulunduğu bir santral mı yer alıyordu.
Bu noktada yerleşik olup uygun ışık frekanslarına akort edilmiş bir gagla deseni neşreden bir verici söz konusu dairenin çemberi üzerindeki üç piramidin içinde eş zamanlı olarak geçecek olan bir rezonans küresi oluşturacaktır. Bunların bazı araştırma burslarını öyle bir ihtimali incelemek için kullanan bilim adamları ortaya çıkar. Piramitlerin gizemini çözmek üzere girişilecek olan komple bir araştırma çabası sanırım beşer tarihinin en önemli projesini teşkil edecektir.”
( Yeryüzünü Kuşatan Piramitler - Bilim Araştırma Merkezi )


Konular;
- Yeryüzünü Kuşatan Piramitler
- Piramit Yapım Teknikleri
- Okült Tradisyonlar ve Piramitler
- Piramitlerin İşlev ve Arşivleri
- Piramitler ve Psişik Güçler
- Piramit Enerjisi Araştırmaları
- Piramitlerin Pratik Kullanımları
Resimler, Şekiller
 |